DOĞRU ANNE BABA OLMA

 

 

 

ÇOCUK YETİŞTİRMEDE OLUMSUZ DİSİPLİN YÖNTEMLERİ

Olumsuz disiplin yöntemleri ikiye ayrılmaktadır.

  • Fiziksel ceza,
  • Duygusal ceza

FİZİKSEL CEZA:   

  Çocuğun vücudunun herhangi bir yerine vurmak, kulak çekmek, çimdiklemek ve dayaktır. Fiziksel ceza gören çocuğun özgüveni sarsılır. En sevdiği ve en değer verdiği kişilerden dayak yediği için hayal kırıklığına uğrar; kendini küçük düşmüş ve aciz hissedebilir. Yaptığı yanlış davranış karşısında dayak yediği için bedelini ödediğini düşünür ve davranışı tekrarlama eğilimi devam eder. Dayak yememek için yalan söyleyebilir.

 DUYGUSAL CEZA:

  • Sözle hor görmek :Beceriksiz, aptal mısın.
  • Sevgiyi esirgemek :Şımarık olursan seni sevmem.
  • Azarlamak :Bıktım artık, ne biçim çocuksun.
  • Korkutmak :Yemeğini bitirmezsen, öcüler seni götürür. İğneciye götürürüm
  •  Tehdit etmek :Uyumazsan! Yarın Müjgan Öğretmene söylerim.
  • Alay etmek (küçümsemek) :Karanlıktan mı korkuyorsun, koca bebek…
  • Eleştirmek :Şımarıklığın yüzünden arkadaşlarıma rezil oldum.
  • Beddua etmek :Allah belanı versin.
  • Küsmek :Bana soru sorma, seninle konuşmuyorum.
  • Aldırmaz davranmak :Senin üzülmen beni hiç ilgilendirmiyor.
  • Emir vermek :Erken yatacaksın. Hemen eve gel.
  • Kıyaslamak : Kardeşin gibi uslu dursana

 Duygusal ceza verdiğimiz çocuklarda çevrelerine ve kendilerine güvenleri sarsılır. Ailelerinin kendilerini sevmediğini sanabilir, korkak ve çekingen olabilirler ya da tam tersi her şeye karşı çıkıp saldırgan olabilirler. Duygulara yönelik tehditler çocuğun tüm gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir.

 Bu şekilde davranışları hep dışarıdan kontrol edilen, kötü davranışları üzerinde düşündürülmeyen, açıklama yapılmayan çocuk, anne babası olmayınca davranışlarını kontrol edemez. Sürekli dışarıdan birinin davranışlarını kontrol etmesine ihtiyacı olur.

 ETKİN DİNLEME 

Anne babalar, çocukları bir sorun yaşadıklarında, çocuğa soru sorarak ya da öğütler vererek rahatlatmaya çalışmaktadırlar. Ancak, bütün iyi niyetlere rağmen, bazı yaklaşımlar sorunu çözmek yerine iletişimde engel oluştururlar.

 Etkin Dinlemek İçin Nasıl Davranmalıyız?

  • Çocuk sorununu anlatırken karışmadan sessiz bir şekilde dinlemeliyiz. Göz iletişimi kurmalı ve bedenimiz tamamen çocuğa yönelik olmalıdır.
  • Katılımlı bir şekilde onu anladığımızı göstererek dinlemeliyiz. Kafamızı sallayarak, “evet, anlıyorum” gibi kelimeler kullanarak dinlediğimizi göstermeliyiz.

HER KOŞULDA İLETİŞİMDE ENGEL OLUŞTURAN YAKLAŞIM TÜRLERİ

  • Emir vermek, yönetmek :Büyüklerinle saygılı konuş

.         Tehdit etmek, gözdağı vermek: Daha fazla şımarırsan, tokat geliyor.

  • Yargılamak, eleştirmek, suçlamak :Hiçbir şeyi doğru dürüst yapamıyorsun, geri zekalı…
  • Ad takmak, alay etmek, utandırmak :Kocaman oldun bebek gibi zırlıyorsun.
  • Karşılaştırmak, kıyaslamak :Ali ne güzel hep annesinin sözünü dinliyor.
  • Vaaz vermek, Ahlak dersi vermek :Yemekte şarkı söylenmez. Anneye vurmak günahtır.
  • Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek :Bence arkadaşından sen özür dilemelisin.
  • Öğretmek, nutuk çekmek :Ben senin yaşındayken pazarda su satardım, senin tek görevin kurallara uymak.
  • Övmek, pohpohlamak :Sen dahisin , senden daha güzel bir kız görmedim.
  • Analiz etmek, kendimize göre yorumlamak :Hasta olduğu için yemek yemek istemeyen çocuğumuza, “yine ilgi çekmeye çalışma” demek.
  • Avutmak, teselli etmek :Boş ver, hayatın ne kadar kısa olduğunu sende göreceksin. Takma kafana, her şey düzelir.
  • Sorgulamak, sınamak :Sınavdan kaç aldın? Arkadaşların kaç aldı? Zamanı iyi kullanabildin mi?
  • Oyalamak, dikkatini dağıtmak, şakacı davranmak :Şimdi üzücü şeyler konuşmayalım hadi güzel bir çizgi film izleyelim 

 Dinlenen çocuğun konuşma yeteneği artar, kendini ifade etme becerisi kazanır. Etkin dinleme çocuğun, anne- babasıyla yakın ilişkiler kurması açısından da önemlidir. Dinlenen çocuk, dinlemeyi de öğrenecektir.

 BEN DİLİ

Bazı olaylar karşısında rahatsızlık duyduğumuzda karşımızdaki kişiye “ben dili” ile kendimizi ifade etmek, duygularımızı aktarmak iletişim engellerini kaldıracağından, daha sağlıklı bir iletişim kurmamızı sağlayacaktır. Ben dili, aşağıda belirtilen üç ana noktanın kullanılmasıyla oluşturulacak bir ifade tarzıdır.

  1. Çocuğun kabul etmediğimiz davranışın tanımını yapmak, yani çocuğu suçlamak, eleştirmek ya da hep böylesin gibi genellemeler yapmadan, sadece o anki davranışından söz etmek,
  2. Çocuğun kabul etmediğimiz davranışının, kendi üzerimizde bıraktığı etkiyi belirtmek,
  3. Çocuğun kabul etmediğimiz davranışının bizde yaşattığı duyguları tanımlamak ile mümkündür.

Ben dili kullanıldığında, çocuğunuz farkında olmadan da olsa yaptığı davranış karşısında, kendisini suçlu hissetmeyecektir. Eleştirildiği, suçlandığı için benlik duygusu yara almayacaktır. Çocuğunuzun gelişimine yaptığınız tüm bu katkıların yanı sıra sizlerde duygu ve düşüncelerinizi anında aktardığınız için kızgınlık, öfke, mutsuzluk gibi duygular birikmeyecektir. Böylece, siz de anlaşıldığınızı hissedeceksiniz.

ÖRNEK:

Çocuğunuz sürekli oyuncaklarını dağıtıyor ve toplamıyorsa,

Sen oyuncaklarını toplamadığında, ben toplamak zorunda kalıyorum ve

                     DAVRANIŞ                                                  ETKİ

yoruluyorum; bu durum beni sinirlendiriyor.

                                         DUYGU

   OLUMLU DİSİPLİN YÖNTEMLERİ

TUTARLI OLMAK       : Çocuğun aynı davranışlarına aynı tepkileri vermektir.

Örnek: Çocuk yemek yemediğinde bir zamanda zorlamak; dışarıda yemek yenilen başka bir zamanda ise yemek yemediğinde üstüne gitmemek.

ÖRNEK OLMAK          : Çocuğumuzdan yapmasını beklediğimiz davranışları kendimiz de yaparak örnek teşkil etmeliyiz.

ORTAM HAZIRLAMAK : Çocuktan yapmasını istediğimiz davranış için uygun fiziki ortamı hazırlamaktır.

Örnek: Boyu yetişmediği için elini yıkayamıyorsa, lavabonun önüne tabure koymak.

ÖNLEYİCİ AÇIKLAMA YAPMAK  : Çocuğun istemediğiz davranışları yapmadan önce sonuçlarını açıklamaktır.

Örnek: Akşam saat 9’da yatman gerekiyor. Büyümen için erken yatman önemli.

DİKKATİNİ BAŞKA YÖNE ÇEKMEK : Çocuk olumsuz bir davranış yaptığında, dikkatini başka bir yöne çekerek unutturmaktır.

Örnek: İstediği oyuncak alınmayan çocuk huysuzlandığında, birlikte kitap okuyarak ya da parka götürerek dikkatini başka yöne çekebiliriz.

NEDENİNİ DÜŞÜNMEK         : Çocuğun yaptığı olumsuz davranışın geçerli sebebini bilmek; çocuğa yaklaşımımızı farklılaştıracaktır.

Örnek: Çocuk yemek yemek istemiyorsa; sevmediği için, hasta olduğu için veya üzgün olduğu için olabilir.

GÖZARDI VE TEŞVİK  : Çocuğun olumsuz davranışını göz ardı ederek, istenileni yaptığında takdir ederek teşvik etmektir.

Örnek : Çocuğunuz tırnak yeme davranışı gösteriyorsa görmezlikten gelip, yemediğinde ise “Artık tırnaklarını yememeyi başarabiliyorsun, çok sevindim.” Diyerek takdir edebiliriz.

SEÇENEK SUNMAK : Kabul edilemez davranış yerine kabul edilebilir olumlu davranışlar sunarak, istediği davranışı sağlamak demektir.

Örnek  : Misafir geldiğinde ister odanda otur oyna, istersen köşeye minderler koyalım orada oynayabilirsin, istersen televizyonda çizgi film izleyebilirsin; gibi seçenekler sunabiliriz.

DAVRANIŞIN SONUCUNU AÇIKLAYARAK ZARARINI GÖSTERMEK  :Çocuk yaptığı olumsuz davranış sonucunda verdiği zararları görürse, davranışını düzeltme eğilimi gösterecektir.

Örnek  : Oyun oynarken arkadaşına vuran, canını yakan çocuğa; arkadaşını rahatsız ettiği ve acı verdiği anlatılmalı ve özür dilemesi sağlanmalıdır.

YARDIMCI ÇÖZÜM YOLU GÖSTERMEK  : Çocuğa olumsuz davranışının  yerine koyabileceği  alternatif bir çözüm geliştirmektir.

Örnek : Çocuk okula giden ağabeyine özeniyorsa; ona da okul malzemeleri alınarak, ağabeyinin malzemelerine zarar vermesi azaltılabilir.

DAVRANIŞIN SONUCUNU YAŞATMAK   : Çocuk olumsuz davranışa neden olan nesneden mahrum edilir. Bu yöntem, diğer olumlu disiplin yöntemlerinin hepsi uygulandıktan sonra uygulanmalıdır.

Örnek  : Evde sürekli top oynadığı için eşyalara zarar veren çocuğa bir hafta süreyle topla oyun oymasına izin vermemektir.

“Sürekli top oynadığın için eşyalara zarar veriyorsun, bu davranışın bize çok zarar veriyor, çünkü bütün paramızı yeni eşyalar almak için harcıyoruz. Daha önce sana bu zararları anlatmıştım, ama sen hala top oymaya devam ediyorsun. Bu yüzden babanla bir hafta süreyle top oynamamana karar verdik.”

Tüm bu yöntemler kullanıldığında çocukla anne- baba arasında güvene dayalı eşit bir ilişki gelişecektir. Çünkü bu yöntemler sadece çocuğun olumsuz davranışını iyileştirmeye yöneliktir, duygusal ve fiziksel açıdan istismara maruz kalmaz. Çocuk aile içinde konan kuralların nedenini bildiği ve yararlarının farkına vardığı için uymaya çalışacak, çatışmalar azalacaktır. Doğruyu ve yanlışı ayırt edebildiği için içdenetimi gelişecektir. Eğitimin amacının, kendi kendine yetebilen, özgüveni yüksek bireyler yetiştirmek olduğunu unutmamak gerekir.

        HER ZAMAN OLUMLU DAVRANIŞLARI YAKALAYIN

OKULÖNCESİ EĞİTİM ÇOCUKLARINDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI

       Çocukluk insan hayatının en önemli çağıdır. Bu çağda çocuklar anne ve babalarından aldıkları kalıtsal özellikleri ve onlardan edindikleri alışkanlıkları sergilerler. Bu devrede kazanılan en önemli alışkanlıklardan biri de beslenmedir. Çocuklara iyi beslenme alışkanlıkları kazandırmakta amacımız, onların fiziksel ve ruhsal bakımdan gelişmelerini sağlamaktır.

       Yeterli ve dengeli beslenme düzeni ve iyi alışkanlıkları olan ailede büyüyen ve zamanında ek besinlere başlayan çocuklarda iyi beslenme alışkanlıkları görülür. Çocuklara kazandırılmak istenen davranışlar ancak sağlam bir eğitimle olur.

       Çocuğun kişiliği okul öncesinde şekillenir. Yetişkinlik çağının davranışlarını etkileyecek alışkanlıkların edinilmesi de yine bu yıllarda olur. Bu çağda edinilen düzensiz yemek yeme alışkanlığı, hayatının diğer dönemlerinde fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimini etkilemektedir. 

        Çocuk, hayatının ilk günlerinde kendi beslenme ihtiyaçlarını çevresindekilere iletir. Acıkınca ağlar, huzursuzluk gösterir ve beslenmesi gerektiğini çevresine anlatır. Beslenme çocuğun istek ve ihtiyaçlarına göre mi, yoksa annenin ya da çevrenin ihtiyaç ve beklentilerine göre mi olacaktır? Beslenme; çocuk, annesi ve çevresi arasında bir mücadeleye dönecek midir? Anne, elinde tabakla çocuğun arkasında dolaşıp dil dökerek hikâyeler anlatarak dolaşacak mıdır? “İştahsız, hiç yemek yemiyor” diye dile getirilen bu sorunlar, hem çocuk, hem de aileyi bıktıracak mıdır?

       Bütün bu sorunlara cevap bulabilmek için fiziksel ve ruhsal yönden sağlıklı bir çocuğa beslenme alışkanlıkları kazandırmada yapılması ve yapılmaması gereken davranışları ele almak gereklidir.

       Beslenme alışkanlıklarını kazandırırken bebeklik çağını da göz önünde bulundurmak gerekir. Yeni doğan bebeğe annenin sıkıntı ve kızgınlıkla meme vermesi, beslerken azarlaması, çocuğa uzak olması, sevgi göstermemesi, aşırı bakım endişesi gibi basit görülebilen davranışlar beslenme sorunlarının kaynağıdır. Çocuk oluşan bu hareketlere önce ağzıyla karşılık verir. 3 – 4 yaşın normal direnme döneminde anne ile çatışma artınca yemek yemek istemez, ağzında tutar, zorlayınca kusar.

Bebek ve çocukları beslenme saatlerinde sinirli ve tepkili yapan durumlar şunlardır:

a)Zorlama ve Korkutma: Yeterli miktarda ve zamanında yemediği, etrafı kirlettiği ve çok sık yediği için ya da değişik nedenlerle çocuğa baskı yapmak, korkutmak ve cezalandırmak çocuk üzerinde kötü izler bırakır.

b)Çocuğun her istediğini yapmak: Çocuğa aşırı ilgi göstermek, isteklerine boyun eğmek, ne istiyorsa yapmak çocukta olumsuz etkiler yaratır.

c)Acele ettirmek ya da oyalamak: Çocuğun yemeğini yemesi için acele ettirmek ya da gereksiz yere oyalanmasına engel olunmalıdır.

d)Kıyaslama ve kıskandırma: Başka çocuklarla kıyaslanması, az yediği için zayıf olduğu, ondan iyi yediğini söylemek, kıskandırmak yanlıştır.

e)Ödüllendirme: Yemeğini yediğinde ona bir şeyler almak üzere söz vermek, istediği her şeyi yapmak önce olumlu sonuç verse de sonuçta çocuk istediği gibi davranacak, her yemeğin sonunda ödül bekleyecektir. Yemek yemek pazarlık konusu olmamalıdır

     Çocuğun bu olumsuz davranışlarından sonra ailenin olumlu tutumları da şunlar olmalıdır:

Sofra; ailenin gülüp söyleşerek yemek yemek için bir araya geldikleri güzel bir ortamdır. Bu olumlu fırsatın yaratılmasın-da en önemli görev anne ve babaya düşer.

Çocukların sofrada anne ve babalarını gülerek neşe içinde sevgi ve saygıyla konuştuklarını görmeleri gerekir. Çocuklar sofranın aile yaşamındaki önemini ve aileyi kaynaştırdığını öğrenmelidir. Anne, baba ve kardeşler, bu davranışlarıyla küçüklere örnek olmalıdır. Aile sofrası özenli hazırlanmalı, temiz ve düzenli olmalı, çocuklar bunu öğrenmelidir. Sofraya çocuk için de tabak, çatal, kaşık ve bardak konmalı, sofrada onun da bir yeri olduğu gösterilmelidir.

       Çocuk sofrada hatalar yapabilir, yemeğini veya suyunu dökebilir. Yaptıklarını yüzüne vurup, bağırıp çağırmamalı, sofradan uzaklaştırılmamalıdır. Çocuklara yanlışları iyilikle söylenirse bu tür hataları bir daha yapmamaya çalışacaklardır.

       Beslenme saatleri ve aile sofrası çocuğun beklediği mutlu bir olay durumuna getirilmelidir. Sofrada tartışmalara ve üzüntü verici konuşmalara yer verilmemelidir. Çocuklarla hoşlandıkları konular hakkında konuşup, onlarla ilgilenildiği gösterilmelidir.

       Çocuğa okul çağına gelinceye kadar kendi kendine yemek yemeyi öğretmek gerekir. Çocuk yaklaşık bir yaşından itibaren kaşık tutmaya teşvik edilmelidir. Eğer çocuk kendi kendine yemeye alıştırılmadıysa, okulda öğretmen ve arkadaşlarına mahcup olur. Yemek yemek istemez. Okulda öğretmenler, evde anne, baba ve kardeşler çocuğa yemek yeme ve beslenme alışkanlıklarıyla model olmalıdır. Bütün bunlar çocuğun hayata hazırlanması, kendi kendine yemesi ve yeterince beslenmesinde etken olacaktır.

       İyi yemek yeme alışkanlığı kazandırmak için çocukları beslerken bazı hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuğun herhangi bir fizyolojik rahatsızlığı yoksa ve çocuk yemede güçlük çıkarıyorsa o zaman annenin çocuğa gereken besin ihtiyacının ne kadar olduğunu bilmediği ve çocuğa seçme olanağı tanımamış olduğu akla gelebilir. Çocuğa istemediği yiyecekler vermekte ısrar edilmemelidir. Yemek aralarında kuşluk ve ikindide çocuğun iştahını kapatacak yiyecekler verilmemelidir. Örneğin; çikolatalar, tatlılar, hamur işi yiyecekler gibi. Yemek konusunda çocuğun seçme arzusu ve kararları göz önüne alınmalıdır. Çocuğun büyüme seyri normalse yedikleri de yeterlidir.

       Çocuk yemesi gereken yiyeceklerden bazılarını istemeyebilir. O zaman çocuğa bu besinin yerini tutabilecek başka bir besin verilebilir. Örneğin; çocuk süt içmek istemiyorsa onun yerine ayran veya beyaz peynir veya yoğurt verilebilir.

       Çocuk parça et yemeği istemiyorsa çocuğa köfte veya tavuk veya balık veya kıymalı pişirilmiş kuru baklagil yemeği verilebilir.

       Çocuk bunları alıyorsa sorun yok demektir. Yine çocuk domates yemiyorsa anne domatesin yerine portakal, elma veya salatalık yedirerek çocuğun besin ihtiyacını karşılamış olur.

       Sonuç olarak; çocuğa beslenme alışkanlıkları vermeye çocuğun doğumundan itibaren başlamalı, kırkı çıksın, memeden kesilsin diye beklenmemelidir. Çocuk ne sevgiyle fazla şımartılmalı, ne de sevgisiz bırakılmalıdır. Çocuklara kazandırılan iyi beslenme alışkanlıkları kişilik sahibi, sağlıklı, mutlu insanlar yetişmesine yardımcı olacaktır.

ÇOCUKLARIMIZLA DOĞRU İLETİŞİM KURABİLMENİN PÜF NOKTALARI

*  Çocuğunuzu dikkatli ve nazik bir şekilde dinleyin.

*  Çocuğunuz konuşmasını bitirip sizden cevap isteyene kadar, düşüncenizi söylemeyi erteleyin.

*  Çocuğunuz konuşurken vereceğiniz cevabı hazırlamakla meşgul olmayın.

*  Çocuğunuzun, ihtiyacı olduğunda her zaman onun yanında olacağınızı bilmesini sağlayın.

*  Çocuğunuz sizinle konuşmak istediğinde gazetenizi bırakın, televizyonu kapatın ve dinlemeye hazır olun.

*  Çocuğunuz konuşurken sözünü kesmeyin.

*  Çocuğunuz size önemli bir şeye anlatmaya çalışırken telefon konuşması yapmaktan kaçının.

*  Çocuğunuzla konuşurken, gerekmiyorsa başkalarını konuşmanıza katmayın ve mümkün olduğunca çocuğunuzla yalnızken konuşun.

*  Eğer, çocuğunuza kızgınsanız onunla konuşmak için sakinleşmeyi bekleyin.

*  Başkalarının yanında çocuğunuzu eleştirmeniz ya da uyarmanız, çocuğunuzun size gücenmesine ve kızgınlık duymasına neden olabilir ve size olan güven duygusunu zedeleyebilir.

*  Çok yorgun olduğunuz zamanlarda çocuğunuzu aktif bir şekilde dinlemeniz zorlaşacaktır. Bu nedenle çocuğunuzla konuşmak için yorgun olmadığınız zamanları seçmeye özen gösterin.

* Neden öyle olduğunu ya da neden öyle davrandığını” sormak yerine “ne olduğunu” sorun.

*  Hakaret içeren ya da aşağılayıcı sözcükler kullanmayın.

* Ben sözümü bitirdikten sonra konuşacaksın, senin için en iyisinin ne olduğunu biliyorum, sadece söylediğimi yap” gibi cümleleri azaltmaya çalışın. Bu tür konuşma biçimi açık iletişimi engeller. Daha sonra çocuğunuzun sizinle açık iletişim kurma olasılığını azaltabilir.

*  Yaptıklarıyla ya da yapmadıklarıyla onu yargılamayın. Çocuğunuza, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi gösterin.

*  Çocuğunuzun sizinle iletişim kurma çabasını destekleyerek açık iletişimin sürdürülmesine yardımcı olun. 

İLETİŞİM ENGELLERİ ÇOCUĞU OLUMSUZ ETKİLER

Anne baba çocuğu dinlerken bedensel olarak ta dinlemelidir.

Sen dili çocuğun olumsuz davranışlarını değiştirmesinde etkili olmaz.

Anne baba tarafından suçlayıcı ve yargılayıcı sen mesajları alan çocuk zamanla kendisini savunmaya ve anne babasını yargılayarak karşı çıkmaya başlar.

Ben dili, kabul edilmeyen davranışın tanımlandığı ve ne tür duygular uyandırdığının açıklandığı dürüst ve sorumlu bir kızgınlık ifadesidir.Sen dilinde ise suçlama ve yargılama vardır.

” Sen her zaman bunu yapıyorsun”

Ben Dili; anne babanın o anda kendilerinde oluşan gerçek duygularını ifade etmeleridir.

Duyguların ifade edilişinde suçlama ve yargılamanın olmayışıdır.

“Böyle yaptığın zamanlarda üzülüyorum ve çaresiz kalıyorum.”En etkili ben iletileri anne-babanın gerçek duygularıyla uyumlu olan iletilerdir.

Çocuğunuzun kendine güvenli olmasın mı istiyorsunuz? Önce siz Ona güvenin.

Çocuklar Sevilmek, Şefkat ve İlgi Görmek İster.

Çocuklarınızla, geneldeki ilişkileriniz, tutumunuz sevginin göstergesidir.

Çocuğun davranışını anlamakta güçlük mü çekiyorsunuz? Kendinizi çıkmazda hissedip çaresiz mi kalıyorsunuz? Etkili anne baba olmak sabır gerektirir. Adım adım ilerleyin.

Çocuğun hatalarını söylemek yerine güçleri ve olumlu taraflarını ifade edin.

Yetersizlik sergileyen bir çocuk beceriksiz değildir. Kendi yeteneklerine inancını yitirmiştir.
Anne baba olarak çocuğunuzu ve kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?

Aile değerleri çocukların seçimlerini etkiler.

Müziğe değer ve önem verilen bir ailede çocuğun seçimi bu yönde olma ihtimali yüksek olacaktır.

Çocukların sorumlu kişiler olarak yetişmelerine yardım etmek, çocuklar açısından en iyi yoldur.Kontrol etme, baskı yapma, aşırı koruma ve acıma duyguları çocukların saygı kavramlarını mahveder.

TEMEL AİLE GEREKSİNİMLERİ

* Sorumluluk Duygusu

* Değerli olma Duygusu

* Güven Ortamı

* Zorluklarla Mücadele Ederek Onların Üstesinden Gelmeyi Öğrenme Mutluluk ve Kendini Gerçekleştirme Ortamı

* Yakınlık ve Dayanışma Duygusu

* Sağlıklı Manevi Yaşamın Temellerini Oluşturma Ortamı

* Çatışma Konusunda Aktif Dinleme Kullanılmalıdır

* Çocuğun Davranışının Altında Yatan Nedeni Anlayabilirsek Olumsuz Davranışı Değiştirmek İçin de Ne Yapabileceğimizi Çok Daha Kolay Buluruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir